Genetik İşitme Kaybı

Genetik İşitme Kaybı birçok hastalıkta olduğu gibi bireyin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Genetik işitme kaybı dünya çapında yaygın olarak görülmektedir. Görülme sıklığı oranı yüksek olan duyu problemlerinden biridir. Araştırmalara göre çocukluk çağındaki işitme kaybı problemlerinin yarısı genetik faktörlerden kaynaklanmaktadır. Özellikle 0-4 yaş aralığında dil gelişiminin büyük bir kısmı tamamlanmaktadır. Normal işitmeye sahip çocuklarda ek bir problem yoksa hem dil ve konuşma gelişimi hem de duygusal, zihinsel, sosyal ve akademik gelişimler normal sınırlarda seyretmektedir. Çocukluk çağında sık görülen işitme kaybı eğer erken dönemde tanılanıp tedaviye başlanılmaz ise konuşma ve dil gelişiminde gerilik, kişisel ve psikolojik sıkıntılar gibi birçok problemi ortaya çıkarmaktadır.

Diyapazon Testleri

Diyapazon testleri odyolojik testler içerisinde işitme kaybının varlığını ve tipini belirlemede kullanılan en eski yöntemlerden birisidir. 128 Hz ve 256 Hz saf ses üretebilen diyapazonlar titreşim duyusunun değerlendirilmesinde, 512, 1024 ve 2048 Hz diyapazonlar ise işitmenin test edilmesinde kullanılmaktadır.Diyapazon testleri birden fazla teknikle çeşitlendirilmiştir. Bunlar bilinirlik sırasıyla; Weber testi, Rinne testi,  Schwabach testi, Gelle testi, Stenger testi, Chimani Moos testi ve Absolu kemik iletim testi (ABC testi). Bunlardan genellikle ilk iki tanesi rutin uygulamada yaygın olarak kullanılmaktadır. Diyapazon testleri sırasında diyapazonun ürettiği ses, hastaya kemik ve hava yoluyla iletilebilir. Kemik yolunda, diyapazonun sapı hastanın processus mastoideus bölgesine yerleştirilir.

İşitme Cihazı

İşitme cihazları çevreden gelen sesleri amplifiye ederek yani seslerin şiddetini arttırarak işitme kayıplı bireylerin daha rahat işitmesini sağlayan aletlerdir.Hastanelerin Kulak Burun Boğaz (KBB) bölümünde muayene olduktan sonra ve odyolojik değerlendirmelerin ardından işitme kaybı tanısı alan hastaların işitme kaybının kalıcı olduğu ve ilaç veya ameliyat ile düzelme ihtimalinin olmaması durumunda işitme cihazı kullanması önerilir. Ameliyat açısından riskli bulunan bireyler ise ameliyatla işitmesinin daha iyi hale geleceği öngörülse bile risk sebebiyle işitme cihazı kullanması önerilir.

SGK İşitme Cihazı Ödemesi Ne Kadar?

İşitme cihazı alırken en çok merak edilen konuların başında Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) veya Emekli Sandığı işitme cihazı için ne kadar ödeme yapıyor. Bireylerin yaşına, kendisinin veya sağlık güvencesinden faydalandığı kişinin çalışıyor olması veya emekli olmasına göre ödemenin miktarında farklılık olmaktadır. Yıllar önce işitme cihazı satın aldıktan sonra katkı payını almak için bireyler SGK’ya başvururken artık işitme cihazı alırken katkı payı cihazın fiyatından düşülür ve ödeme hastaya yapılmak yerine işitme merkezine yapılmaktadır. Bu blog yazımızda 2023 yılında işitme cihazı için SGK ve Emekli Sandığı’nın katkı payı ödemesi hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. Bunun yanı sıra işitme kayıplı bir birey bu katkı payından ne kadar sürede bir faydalanabilir ve hakkı olup olmadığını nasıl sorgulatabilir gibi soruları yanıtlamış bulunmaktayız.

İşitme Cihazı Kullanım Süresi

İşitme cihazı kullanımında genellikle merak edilen konulardan bazıları gün içinde cihazın kaç saat takılması gerektiği ve belirli bir süre sonra cihaz kullanımına ihtiyacın olup olmayacağıdır. Bir süre duyamadığımız veya az işitebildiğimiz sesleri işitme cihazıyla tekrar duymaya başlamak ilk başlarda zor gelebilir. Bu süreç adaptasyon süreci olarak adlandırılır ve ilerleyen zamanlarda işitme cihazından alınacak verimin habercisidir. Bu sürecin cihaza alışma süreci olduğunu bilmek ve cihazı kullanmaya devam etmek gerekir. İşitme cihazı kullanımı güne başladığımız an itibariyle başlar ve uyuyuncaya kadar devam eder. Yalnızca su ile temas gerektiren durumlar ve kulak zarı perforasyonu gibi özel durumlar dışında kulaktan gün boyu çıkarılmamalıdır. Hatta teknolojinin gelişmesiyle birlikte şarj edilebilir ve su geçirmeyen işitme cihazlarının üretilmesi su teması problemini de ortadan kaldırmıştır.

Kulak Tüpü Nedir ?

İşitme kaybına neden olan pek çok unsur bulunur. Bunlardan kulakta sıvı birikmesi özellikle çocukluk çağında işitme kaybı problemlerinin başında gelmektedir. Erken teşhis ile kulak zarına tüp takılması sorunu büyümeden çözmektedir. Kulak tüpü, KBB uzmanı tarafından kulak zarının belirli kısmına yapılan işlemle yerleştirilen silindir şeklinde, küçük ve ortasında kanalı (lümeni) olan cisimlerdir. Kulak tüpü sayesinde orta kulağa hava geçişi sağlanır. Metal, teflon, plastik gibi çeşitli materyallerden yapılmış olan kulak tüpleri de vardır. Parasantez adı verilen uygulama ile işlem yapılır. Mikroskop yardımı ile kulak zarında cerrahi işlemle belirli bölgeye çizik atılır. Kulak zarında bilinçli çizilen bölgeden orta kulaktaki sıvı çekilir. Orta kulaktan dış kulağa doğru açılan ve özel aletlerle yerleştirilen tüp tam bir şekilde oturduktan sonra işlem sonlandırılır. İşitmeyi belirli ölçüde daha iyi hale getiren ve otit sonucu oluşan ağrıyı hafifleten bu işlem sonucunda hastanın kulağında hissedilen bir değişiklik oluşturmaz. Çocuk hastalarda orta kulakta meydana gelen bu problemin tekrarlamaması için genellikle geniz eti de alınır.

İşitme Kaybının Kişi ve Çevre Üzerindeki Etkileri

İşitme sorunu; kişinin yaşına, işitme kaybı tipine ve işitme kaybının ilerleme durumuna bağlı olarak kendisinin ve çevresinin hatta tüm yaşamının olumsuz olarak etkilenmesine neden olabilmektedir.  Etrafımızdaki konuşulanları anlayamamak, çevremizdeki sesleri duyamamak iletişimde kesintilerin oluşmasına sebep olmaktadır. Dil ancak karşılıklı olarak iletişim hâlinde bulunduğumuzda kazanılır. Duyabilen bebekler; doğdukları ilk zamandan itibaren duydukları, konuşmaları biriktirerek seslere anlam vermeyi öğrenirler. Kelimeleri anladıkça da seslendirmeye başlarlar. 1 yaş civarında ise anlaşılır kelimeleri söylemeye başlarlar. Bebeklerde işitme kaybı olması durumunda, doğduğu ve işitmeye başladığı zaman dilimi arasındaki zaman bizler için kayıp zamandır. Yaşıtlarının dil gelişimi becerilerine yetişebilmeleri için kayıp zamanın iyi bir şekilde telafi edilmesi gerekmektedir.

Vertigo Nedir?

Tıp dilinde baş dönmesine Vertigo denmektedir. Kendinizin veya etraftaki nesnelerin döndüğünü hissetmenize yol açar. Tüm bunlar Vertigo olarak tanımlanmaktadır. Bunlar; deprem oluyor gibi hissetmek, kendini güvensiz hissetmek, ayağın altından yerin hareket ediyor kayıyor gibi olması, kendi etrafında dönüyor hissi vertigo için kullanılan terimler arasındadır. Vücudumuzda dengemizi sağlamamıza yarayan üç unsur vardır. Bu unsurlardan birinin dahi kaybolması ile dengemiz bozulur ve bunun sonucunda baş dönmesi ortaya çıkar. Baş dönmesi şikâyeti ile gelen bir hasta değerlendirilirken öncelikli olarak hastadan ayrıntılı bir şekilde bilgi alınmalıdır. Hasta, çok dikkatle ve hassas bir şekilde dinlenilmedir. Bazen hastadan alınan tek bir cümle ile bile tanı konulurken bazen ise farklı testler sonucunda tanı konulmaktadır. Baş dönmesinin sıklığı, ne zaman başladığı, ne kadar sürdüğü ve beraberinde bulantı, kusma, duyma kaybı ve kulakta çınlama olup olmadığı teşhis için önem arz etmektedir.

İşitme Kaybı ve Alzheimer

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada yaklaşık 1 milyon kişi Alzheimer’a yakalanmış durumda. Ülkemizde ise bu sayı 700-800 bin kişi aralığındadır. Yaşlılık döneminde yaşam kalitesi üzerinde olumsuz etkilere neden olan demans ve Alzheimer hastalıklarının sebebi halen araştırılmakta ve ilaç ile henüz tedavisi mümkün olmamaktadır. Gerek dünyada gerekse de ülkemizde yaşlanmaların artması, insan oğlunun ortalama ömrünün uzaması ve önümüzdeki 50 yılda da bu artışın devam edecek olması bu gibi hastalıkların görülme sıklığını arttıracaktır. Bilim adamları bu konuyla ilgili çalışmalarına yoğunluk vererek ilerleyen yıllarda gerek sağlık açısından gerekse ekonomik yönden toplumların üzerindeki yükü azaltmayı hedeflemektedir. Hatta son yıllarda Alzheimer için ilaç bulmaya çok yakın olduklarını belirttiler. Çağımızın problemlerinden biri olan hareketsizlik, sigara ve alkol kullanımı, yoğun stres, beyin aktivitesini azaltan her türlü etkenler ve işitme kaybı Alzheimer’ı tetikleyen temel etkenlerdir. Yapılan birçok araştırma sonucunda işitme kaybının Alzheimer riskini yüzde 10-15 arttırdığını göstermektedir. Özellikle ileri yaşlarda zihinsel ve fiziksel aktivitelerin azalması ve iletişimin kısıtlı olması riski katlamaktadır.

Kulak Çınlaması (Tinnitus)

Kulak çınlaması, işitsel bir uyaran olmadığı halde ses algılanması olarak tanımlanmaktadır. Latincede bulunan “tinnire” kelimesinden türetilmiş olup, çan çalmak, zil anlamlarına gelmektedir. Tinnitusu bazı psikiyatrik durumlar ile ( kuş sesi, insan sesi, müzik sesi vb anlamlı sesler duymak ) karıştırmamak gerekir. Tinnitus bir kulakta, her iki kulakta veya başın içinde algılanabilir. Genellikle duyusal kayıplara karşı oluşan nöroplastik cevapların oluşturduğu işitsel varsanıların kulak çınlamasını oluşturduğu düşünülmektedir. Tinnitus ile ilişkili olduğu bilinen bir çok hastalık olmakla birlikte bunların en başında işitme kaybı gelmektedir. Özellikle yüksek frekanslarda görülen işitme kayıpları kulak çınlaması için majör risk faktörlerindendir. Fakat işitme kaybı olup tinnitus semptomu olmayan veya işitme kaybı olmayıp tinnitusu olan bir çok hasta vardır. Tinnitus ile işitme kaybı arasında bir ilişki olmakla birlikte bu ilişki her zaman doğru orantılı değildir. Gürültü maruziyeti veya akustik travma yaşayan bireylerde tinnitus görülme sıklığı artmaktadır. Obezite, alkol ve tütün kullanımı, kafa travmaları, hipertansiyon, uyku bozuklukları, anksiyete olası risk faktörlerindendir. Kulak çınlamasına neden olan bir çok risk faktörü bilinse de net olarak hangi durumun nasıl etki ettiğini tespit etmek çoğu zaman mümkün olmamaktadır.